
Dernekler, sendikalar, odalar, barolar ve siyasi partiler gibi örgütlerin varlığı, tek başına bir toplumun örgütlü olduğu anlamına gelmez. Son yıllarda bu tür yapıların içinin boşaltıldığı, demokratik olması gereken kurumların benmerkezci yönetimlerle yozlaştığı gözlemlenmektedir. Bir dernek başkanının "Ben olmadığım zaman bu dernek yürümez" demesi kabul edilemezken, bu tür örnekler maalesef yaşanmaktadır. Aynı şekilde, bir sendika başkanının otuz-kırk yıl görevde kalması, iki dönem kuralının hülle yoluyla aşılması gibi durumlar ilkesizliğin göstergesidir. Türk-İş, Ziraat Odaları Birliği, TESK ve Ticaret Odaları Birliği gibi kurumların başkanlarının yıllarca görev yapması sorgulanmakta ancak sonuç alınamamaktadır.
Uzun süre görev yapanları sadece olumsuz ifadelerle eleştirerek sonuç almak mümkün değildir. Sorunun temelinde, üye tabanının niteliksizliği yatmaktadır. Hangi örgütsel yapı olursa olsun, üyelerin öncelikle medeni bilgilere sahip olması gerekir. Derneklerde, odalarda, sendikalarda ve siyasi partilerde bir araya gelmenin felsefi temeli öğrenilmelidir. Üyeler, Anayasa, yasa, tüzük ve ana sözleşme gibi düzenlemeler hakkında yöneticilik yapabilecek kadar bilgi sahibi olmalıdır. Dernekler ve benzeri yapılar, bir başkana emanet edilemeyecek kadar önemsenmelidir.
Genel kurullar, yetkilerini yönetim kuruluna; yönetim kurulları da başkana devrederek tek kişinin egemenliğine zemin hazırlamaktadır. Bu durumu engellemenin tek yolu eğitimdir. Atatürk'ün kaleme aldığı "Yurttaşlık Bilgileri" kitabının herkes tarafından birkaç kez okunması gerekmektedir. Vatandaş, ulus, cumhuriyet, özgürlük, anayasa, meclis, seçim, kanun, tüzük, yönetmelik ve yargı gibi kavramların herkes tarafından eşit düzeyde anlaşılması için ilkokuldan üniversiteye kadar sürekli ve uygulamalı eğitim şarttır.
Ne yazık ki, hukuk donanımı olmayan gazeteciler ve siyasetçiler başta olmak üzere birçok kişi butlan gibi kavramlar hakkında görüş bildirmektedir. Normlar hiyerarşisini duymamış kişiler Anayasa ve kanunlar hakkında ahkâm kesmektedir. Bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olmanın zorlukları yaşanmaktadır. Tüm bu tartışmalar bir kısır döngü içinde kalmaktadır. Bu döngüden kurtulmanın yolu, sorumluluğu bir kişiye bırakmak yerine, her düzeydeki örgütsel yapıda üyelerin eğitilmesidir. Bu eğitim talebinin yukarıdan gelmesini beklemek safdilliktir; tabanın kendini donatma yönünde istekli, çabalı ve zorlayıcı olması gerekir.
Parti tüzüğünü her üyenin bilmesi zorunludur. Üyelerin sendika, dernek, oda, baro ve siyasi parti tüzüklerinin tüm maddelerini felsefi temeliyle öğrenmesi, o örgütü yüceltir. "Her şeyi başkan bilir" anlayışından "her şeye biz karar veririz" düzeyine geçilmelidir. Bilgi sahibi olunmalıdır. Eğer siyasi parti üyeleri bilgi sahibi olsaydı, butlan davasıyla karşılaşılır mıydı? Bir partinin Meclis grubu ikiye üçe bölünür müydü? Milletvekillerini parti üyeleri belirleseydi, bir kişiye biat edenler olur muydu? Belediye başkanları ve meclis üyeleri parti değiştirebilir miydi? Atamayla gelen birinin yanında duran milletvekili, seçmene "beni siz seçmediniz, genel başkan seçti" demiş olmaktadır. Bu nedenle, yasalarımızda olmamakla birlikte, oy verdiğim partiden seçilen milletvekili, belediye başkanı ve meclis üyelerine karşı geri çağırma hakkımı kullanıyorum. Geri çağırma hakkının siyasi partiler yasasına ve seçim yasalarına girmesini talep ediyorum. Parti üyelerinin gerçekten belirlediği milletvekillerinin ve belediye başkanlarının görev yapmasını istiyorum. Parti değiştirenlerin başkanlığının ve milletvekilliğinin düşmesini sağlayacak düzenlemeler bekliyorum.
Bu haber hakkında sor
Yanıtlar yapay zekâ tarafından, yalnızca bu haberin içeriğinden üretilir.
Bu, yapay zekâ tarafından üretilen bir özettir. Haberin tamamı kaynağındadır.
Haberin tamamını kaynağında okuyesilgiresun.com.tr