
Onlarca yıldır iklim bilim insanları, küresel ısınmanın yarattığı pozitif geri besleme döngüleri konusunda dünyayı uyarıyor. Fosil yakıtların yakılmasıyla artan sıcaklıkların, kendi başına daha fazla ısınmayı tetiklediği bu kısır döngüler, Dünya sisteminin en kritik unsurlarından biridir. Bilim insanları bu mekanizmaları anlamak için atmosferin, okyanusların ve karasal alanların farklı emisyon senaryolarına nasıl tepki vereceğini simüle eden iklim modellerini kullanır. Deniz buzullarının kaybı gibi bazı geri besleme mekanizmaları modellere başarıyla entegre edilmiş olsa da, bulut örtüsündeki değişimler gibi diğerleri hala belirsizliğini korumaktadır. Ancak en karmaşık olanı, ekosistemlerin atmosfere saldığı sera gazı miktarındaki artışlardır ve bu faktör çoğu zaman modellerden tamamen dışlanmaktadır.
Örneğin, artan orman yangınlarının atmosfere ne kadar fazla karbondioksit salacağı veya eriyen permafrostların ve ıslak alanların ne kadar metan yayacağı büyük bir belirsizliktir. Şaşırtıcı bir şekilde, bu ısınmanın tetiklediği doğal emisyonlar, Birleşmiş Milletler Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli'nin (IPCC) değerlendirmelerine rehberlik eden en etkili iklim modellerinde ya hiç yer almıyor ya da çok zayıf bir şekilde temsil ediliyor. Kuzey tundraları, binlerce yıldır karbon emen bir depo işlevi görürken, yangınlar ve permafrostların erimesi nedeniyle artık bir emisyon kaynağına dönüşmüş durumdadır. Bu modelleme eksikliği, ülkelerin iklim hedeflerini aşmadan önce ne kadar fosil yakıt yakabileceklerini konusunda yanlış bir algıya kapılmasına neden olabilecek ciddi bir risktir.
Önde gelen iklim araştırmacıları tarafından yürütülen yeni bir çalışma, modelleme bilgi boşluğunun Paris İklim Anlaşması'nın hedeflerini aşmaya neden olabileceğini ortaya koyuyor. Çalışmaya göre, doğal sistemlerden kaynaklı emisyonlar, küresel ortalama sıcaklıklardaki artışı 0.6 santigrat dereceye kadar yükseltebilir. Bu durum, söz konusu emisyonların 2 derecelik ısınma eşiğini aşma süresini yüzde 25 oranında kısaltabileceğini öne süren önceki araştırmalarla da örtüşmektedir. Çevre Savunma Fonu'ndan iklim bilimcisi Brian Buma, atmosfere karışan tüm emisyonları hesaba katmadan yola çıkmanın baştan kaybedilmek anlamına geldiğini vurguluyor. Uzmanlar, bu hesaplamaların düzeltilmesi için geç kalındıkça hedeflerle gerçeklik arasındaki ucun açılacağını ifade ediyor.
Isınmanın tetiklediği emisyonların en büyük kaynakları; orman yangınları, ıslak alanlar ve permafrostlardır ve bu üçü de son dönemde hızlı bir değişim geçiriyor. Küresel orman yangını karbon emisyonları sadece 2001'den bu yana yüzde 60 oranında arttı. Afrika ve Asya'da ıslak alanların genişlemesi ve sıcaklıkların artmasıyla bitkilerin suda daha hızlı çürümesi gibi faktörler 2020 yılında atmosferdeki metan konsantrasyonunda endişe verici bir sıçrama yarattı. Kuzey Kutbu'ndaki sıcaklık artışları, Kuzey Kutbu'ndaki yangınları şiddetlendirirken, buzulların eriyerek topraktaki organik maddelerin mikroskobik canlılar tarafından hızla çürümesine yol açıyor. Tüm bu bölgelerden karbondioksit ve metan salınımı da küresel olarak birikerek devasa bir etki oluşturmaktadır.
Son yıllardaki rekor düzeydeki sıcaklıklar, tüm kara ekosistemleri tarafından emilen karbondioksit miktarını ciddi şekilde etkiledi. 2023 ve 2024 yıllarında yaşanan rekor sıcaklar, kara karbon emme kapasitesini düşürerek atmosferdeki CO2 konsantrasyonunun rekor bir sıçrama yapmasına katkıda bulundu. Kara emici kapasitesi 2025'te bir önceki gücüne kavuşmuş gibi görünse de, Güneydoğu Asya ve Güney Amerika'daki tropikal ormanlar ormansızlaştırma, yangınlar ve artan çürüme nedeniyle karbon tutucu olmaktan çıkıp karbon kaynağına dönüştü. Uzmanlar ayrıca, Kongo Havzası'ndan Sibirya'ya kadar uzanan uzak bölgelerden yeterli veri toplanamamasının bu iklim tahminlerini zorlaştırdığını dile getiriyor.
Bu haber hakkında sor
Yanıtlar yapay zekâ tarafından, yalnızca bu haberin içeriğinden üretilir.
Bu, yapay zekâ tarafından üretilen bir özettir. Haberin tamamı kaynağındadır.
Haberin tamamını kaynağında okumotherjones.com