
Orta ve Doğu Avrupa (ODA), yüzyıllar boyunca Avrupa tarihinin nesnesi olmuş, kararlar başka yerlerde alınmıştır. Ancak bu bölge artık Avrupa'nın motoru haline geliyor. Bu dönüşüm, tutarlı bir gündem gerektiriyor, duygusal bir yaklaşım değil. Bölge, kendini kanıtlama arzusuyla hareket ediyor ve bu, somut sonuçlar doğuruyor. ODA, Avrupa'nın en dinamik büyüme bölgelerinden biri, NATO'nun ön cephesi ve küresel rekabetçi firmaların kuluçka makinesi haline geldi. Ancak Avrupa'nın geri kalanı bu değişimi yavaş ve dengesiz bir şekilde algılıyor.
Güvenlik, ODA projesinin temelidir. Bölge, güvenliği hiçbir zaman ikincil bir mesele olarak görmedi. 1990'larda NATO genişlemesi için baskı yapan ODA ülkeleri alarmist olmakla suçlandı. Rusya'ya gaz bağımlılığı konusunda uyardıklarında taşralı olarak nitelendirildiler. 2014'ten sonra ileri caydırıcılık savunduklarında kışkırtıcı olmakla itham edildiler. Ancak 2022'de Ukrayna'nın işgali bu tartışmayı kesin olarak sona erdirdi. Küçük devletlerin endişeleri olarak reddedilen şey, stratejik ortamın doğru bir okumasıydı. Polonya, GSYİH'sının %4,5'ini savunmaya ayırarak NATO'da en yüksek orana ulaştı. Romanya, Mihail Kogălniceanu üssünü Avrupa'nın en büyük NATO üssüne dönüştürüyor. Baltık ülkeleri, caydırıcılığın test edilmeden önce inandırıcı olması gerektiği varsayımıyla savunma yapılarını yeniden inşa etti.
Savunma yatırımının endüstriyel kapasiteye dönüşüp dönüşmeyeceği kritik bir sorudur. Polonya, satın alma gücünü teknoloji transferi için kullanarak, komünist dönemden kalma havacılık ve üretim programlarını canlandırarak ve NATO gereksinimlerine ve ihracat pazarlarına hizmet edebilecek drone, siber ve bakım ekosistemleri geliştirerek daha üretken bir model uygulamaya çalışıyor. Savunma harcamaları tüketim olarak kalırsa batık maliyettir; sanayi politikası olarak stratejik yatırımdır.
Ekonomik hikaye, geleneksel anlamda bir yakınsama hikayesi değil. 2025 EY anketine göre, 16 ODA ülkesindeki firmaların %41'i gelirlerini %6-20 arasında artırırken, %18'i %20'nin üzerinde büyüme kaydetti. Bu, Batı Avrupa'nın durgunlukla boğuştuğu bir dönemde gerçekleşti. Beş ODA ülkesi, StartupBlink İş Ortamı Endeksi'nde küresel ilk 30'da yer alıyor. Ortaya çıkan şey, Almanya'nın Mittelstand'ının yapısal DNA'sına sahip, ancak Alman orijinalinin gerektirmediği özelliklere sahip, orta ölçekli, uzmanlaşmış, ihracat odaklı bir şirketler topluluğudur. Bu firmalar, ulusal pazarların küçüklüğü nedeniyle ihracata yöneliyor, ince sermaye piyasaları nedeniyle karlarını yeniden yatırıyor ve kriz metabolizmaları sayesinde şokları absorbe etme kapasitesine sahip.
Altyapı, ODA'nın Avrupa merkezli olma iddiasının temelidir. Bölge, enerji, ulaşım ve dijital bağlantıda büyük yatırımlar yapıyor. Polonya, Baltık Denizi'nde açık deniz rüzgar santralleri ve nükleer enerjiye yatırım yaparak enerji bağımsızlığını artırıyor. Romanya, Karadeniz'de doğal gaz üretimini artırıyor. Demiryolu ve karayolu ağları, Batı Avrupa ile bağlantıyı güçlendirecek şekilde modernize ediliyor. Dijital altyapıda Estonya, e-devlet ve siber güvenlikte öncü olmaya devam ediyor. Bu yatırımlar, ODA'yı Avrupa'nın lojistik ve enerji merkezi haline getirmeyi hedefliyor. Ancak bu dönüşümün başarılı olması için, bölgesel işbirliği ve AB fonlarının etkin kullanımı kritik öneme sahip. ODA'nın yükselişi, Avrupa'nın geleceğini şekillendirecek ve bu süreçte bölgenin kendine özgü dinamikleri belirleyici olacak.
Bu haber hakkında sor
Yanıtlar yapay zekâ tarafından, yalnızca bu haberin içeriğinden üretilir.
Bu, yapay zekâ tarafından üretilen bir özettir. Haberin tamamı kaynağındadır.
Haberin tamamını kaynağında okuemerging-europe.com