İçeriğe geç
Ravington
Akışa dön
Diğer

Tatil Sezonunda Şehir Hayatı: Huzurlu Bir Boşluk mu, Sıkıcı Bir Issızlık mı?

Stern
WhatsApp

Almanya'nın bazı eyaletlerinde okulların yaz tatili başlamış durumda ve şehirlerdeki günlük yaşam bir anda tamamen değişiyor. Sokaklar, meydanlar ve parklar adeta hayalet şehre dönmüş gibi sessizleşiyor. Bu durum, şehirde kalanlar için iki zıt görüşü de beraberinde getiriyor. Bazıları için bu boşluk, günlük koşuşturmacadan uzaklaşmak adına bulunmaz bir fırsat ve adeta bir cennet olarak görülüyor. Ancak bir diğer kesim ise bu sessizliği şehrin ruhunu öldüren, yılın en sıkıcı ve dystopik dönemi olarak nitelendiriyor. İki farklı Alman gazeteci, bu konuyu kendi kişisel deneyimleri üzerinden son derece renkli bir tartışmaya dönüştürüyor.

Stern dergisinden Oliver vom Hofe, tatil döneminde boşalan şehirlerin en büyük savunucularından biri olarak öne çıkıyor. Ona göre gerçek yaz mevsimi, sınavların dağıtılmasının hemen ardından şehirli milyonlarca insanın tatile çıkmak için otoyollara akın etmesiyle başlıyor. Yazar, insanların şehri terk etmesinin ardından sokakların, kaldırımların, kafelerin ve meydanların adeta bir boşluğa sürüklendiğini büyük bir keyifle anlatıyor. Bu sayede günlerin sanki 24 saat yerine 25 saat 26 dakika sürdüğünü iddia eden yazar, zamansal genişlemenin farkına vardığını belirtiyor. Onun için bu dönem, hayatın yavaşladığı ve şehrin ona hediye ettiği eşsiz bir sükunet döneminden başka bir şey değil.

Yazarın Ottensen'de bulunan ve her zaman kalabalık olan mahallesinde yaşamak, genellikle uzun kuyruklarda beklemak anlamına geliyor. Dondurma almaktan adil ticaret kahvesi içmeye, hatta kuaföre gitmeye kadar her şey haftlarca önceden planlama veya uzun süreler ayakta beklemayı gerektiriyor. Hatta bir park bankında oturmak bile o kadar zordur ki, güneşli bir yer bulan kimse yerine başkasını kolay kolay kabul etmiyor. Ancak tatil dönemi başladığında tüm bu kaos ortadan kalkıyor; süpermarket kuyrukları bile keyifli bir yürüyüşe dönüşüyor. Oliver vom Hofe, kuyruklarda kaybolan zamanın geri gelmesiyle sadece güneşlenmek için bile ekstra bir buçuk saati kazanmanın mutluluğunu yaşıyor.

Öte yandan aynı dergide çalışan Cathin Wissmann ise tamamen farklı bir şehir deneyimi savunuyor ve bu boşluktan derin bir sıkıntı duyuyor. Wissmann'a göre şehrin tatil döneminde adeta mumyalanmış hissi vermesi o kadar dayanılmazdır ki, bir gün aniden eşini Helgoland adasına günlük bir geziye sürpriz yapmaya karar veriyor. Kathin Wissmann, bu kısa tatilde romantik bir kaçamak hayal ederek şehrin o ağır ve sıkıcı yaz atmosferinden kurtulmayı umuyor. Renkli evlerin arasında rüzgarın etkisiyle saçları savrularak yapılan bir adada yürüyüşü kafasında canlandıran yazar, büyük bir hayal kırıklığına da hazırlıklı olmalıdır. Çünkü o beklediği canlılık ve enerjiyi bir türlü bulamayacak, nerede olduğunu sorgulamaya başlayacaktır.

Hayalindeki canlı adadan çok farklı bir manzarayla karşılaşan Wissmann, gemide bile en genç yolcu olduklarını fark ediyor. Almanya'nın dört bir yanından gelen tur kafileleriyle adaya akın eden yaşlıların adanın tek meşguliyeti olduğunu gören yazar, adeta bir huzurevindeymiş gibi hissediyor. Bu trajikomik durum, yazarın içinde o kadar derin bir iz bırakıyor ki, yıllar sonra bile şehir sıkıcı geldiğinde bir yere gitme fikrinden korkuyor. Kendi tabiriyle 'Helgoland Sendromu' adını verdiği bu korku, onun yaşına uygun kimselerin olmadığı yerlerde bulunmaktan nefret etmesine yol açıyor. Bu nedenle Wissmann, şehir ne kadar kalabalık ve turistlerle dolursa o kadar mutlu oluyor; çünkü boş bir yerde olmak yerine, birilerinin boş bir şezlong ya da bank için didiştiği yerlerde olmanın hayatın tam içinde olduğunu düşünüyor.

Bu haber hakkında sor

Yanıtlar yapay zekâ tarafından, yalnızca bu haberin içeriğinden üretilir.

Bu, yapay zekâ tarafından üretilen bir özettir. Haberin tamamı kaynağındadır.

Haberin tamamını kaynağında okustern.de

İlgili haberler