İçeriğe geç
Ravington
Akışa dön
Dünya

Tahran'da Diplomasi ve Gerilim Arasındaki İktidar Çatışması

Janoubia
WhatsApp

İran'ın Hürmüz Boğazı yakınlarındaki gemilere düzenlediği saldırılar ve ardından bölgedeki Amerikan üslerine yönelik girişilen hava harekatları, başkent Tahran'da derin bir iç siyasi kırılma yaşandığını gözler önüne serdi. Ülkedeki sertlik yanlıları ile pragmatist kanat arasındaki iktidar mücadelesi, son askeri olayların da tetiklediği büyük bir şiddete ulaşmış durumdadır. Bir yanda Washington ile diplomatik müzakere hatlarının açık tutulmasını savunan bir grup yer alırken, diğer yanda doğrudan çatışma ve intikam çağrısı yapan radikal bir kanat güç toplamaktadır. Bu derin bölünme, yalnızca İran'ın gelecekteki dış politika rotasını değil, aynı zamanda tüm Orta Doğu coğrafyasının güvenliğini doğrudan tehdit eden bir unsura dönüşmiştir. Bölgedeki son gerilimlerin arkasında yatan temel dinamikleri anlamak için, Tahran'daki karar alıcılar arasındaki bu ideolojik ve stratejik ayrışmanın detaylı bir şekilde incelenmesi elzemdir.

Yaşanan askeri tırmanış, 6 Temmuz Pazartesi akşamı Hürmüz Boğazı civarındaki ticari gemilerin hedef alınmasıyla başladı ve Salı günü boyunca devam ederek hız kazandı. Durum, Çarşamba sabahının erken saatlerinde ABD Merkez Komutanlığı (CENTCOM) güçlerinin İran'ın güneyindeki 80'den fazla hedefe yönelik düzenlediği kapsamlı hava saldırılarının ardından çok daha vahim bir boyuta evrildi. İran tarafı ise bu olayların hemen ardından, tamamının Amerikan çıkarları olduğunu iddia ettiği 85 farklı hedefe saldırı düzenlendiğini resmi olarak duyurdu. Bu karşılıklı askeri hamleler, başta Hürmüz Boğazı olmak üzere küresel deniz ticaretinin kalbi konumundaki rotalarda ciddi bir kriz atmosferi yarattı. Uluslararası toplum, her iki tarafın da kısıtlama getirmesi durumunda küresel enerji tedarik zincirinin felç olabileceği endişesini taşımaktadır.

İran devletine yakın basın yayın organları ve sertlik yanlısı medya kuruluşları, yaşanan bu askeri çatışmayı kendi siyasi gündemleri için bir propaganda aracına dönüştürdü. Tahran Belediyesi'nin yayın organlarından olan "Hamşehri" gazetesi, ülkelerinin Washington ile imzaladığı mutabakat zaptının bir taviz değil, aksine ABD'nin İran'ın bölgesel nüfuzunu ve füzelerindeki ileri teknolojiyi resmen kabul etmek zorunda kaldığının bir kanıtı olarak sunulması gerektiğini savundu. Gazete yayımladığı yazıda, denizlerdeki son çatışmaların da ispatladığı üzere, 60 günlük uygulama süreci boyunca ABD veya müttefiklerinin şartlar dayatmaya çalışması halinde küresel enerji tedarik yollarının tehdit altına gireceğini vurguladı. Bu söylem, İran kamuoyunda diplomasiye şüpheyle yaklaşan kesimlerin sesini bir anda daha da yükseltti. Böylelikle askeri bir eylem, hem iç siyasi bir mesaj hem de uluslararası alanda caydırıcılık amacı taşıyan karmaşık bir stratejiye dönüştürüldü.

İran siyasi yelpazesinin en uçtaki isimlerini barındıran "Kayhan" gazetesi ve onun baş editörü Hüseyin Şeriatmedari, diplomatik süreçlere yönelik saldılarını çok daha saldırgan bir dille sürdürmektedir. Şeriatmedari, kaleme aldığı yazılarda, altmış gün boyunca sürdürülen diplomasi hayalinin tam da bekledikleri gibi bir serap olarak dağıldığını ve ABD'nin üstlendiği anlaşmalara sadık kalamama konusundaki yapısal acziyetinin bir kez daha ortaya çıktığını iddia eden zafer dolu bir dil kullandı. Bu ortamda sertlik yanlısı milletvekilleri ve üst düzey askeri yetkililer, ABD Başkanı Donald Trump ile İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu'ya doğrudan saldırı düzenlenmesi gerektiğini açıkça talep eden son derece kışkırtıcı açıklamalar yapmaktan çekinmedi. İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezşkyan'ın imzaladığı mutabakat metnine yönelik sert eleştiriler, eski liderin cenaze töreni sırasındaki öfke patlamalarıyla birleşerek ülkede radikal akımların çok daha fazla güç kazanmasına yol açtı. Hatta dışişleri bakanının da aralarında bulunduğu bazı yetkililere protestocular tarafından taşlarla saldırı düzenlendiği olaylar, ülkedeki iç huzursuzluğun boyutunu gözler önüne serdi.

İran'ın önde gelen gazeteleri ve parlamentodaki sertlik yanlısı kanat, ABD'nin İran petrol ihracatına tanıdığı muafiyetleri kaldırma kararını doğrudan bir ekonomik savaş ilanı olarak nitelendirmekte ve bu duruma Hürmüz Boğazı'nı tamamen kapatarak misilleme yapılması gerektiğini savunmaktadır. Sertlik yanlısı basın organları tarafından sıkça tekrarlanan, 'İran petrolünü serbestçe satamadığı sürece bölgedeki hiçbir devletin enerji kaynaklarını uluslararasi piyasalara sunmasına izin verilmeyeceği' söylemi, küresel petrol piyasalarında derin bir endişe dalgasına yol açtı. Üst kademe askeri komutanlar da muhtemel bir Amerikan kara harekatına karşı ülkelerinin kilit noktalarını son derece güçlü bir şekilde savunduklarını ve işgal girişiminde bulunan güçleri içinden çıkamayacakları bir cehenneme sürükleyeceklerini belirterek geri adım atmıyorlar. Diğer yandan sosyal medyada bu son derece cesur görünen açıklamalar, bir kısım eleştirmen tarafından alaycı bir dille karşılanmakta ve komutanların aslında farkında olmadan İran'ın kendi içindeki felç olmuş ve krizlerle dolu durumunu tarif ettiği ifade edilmektedir. Tüm bu gelişmeler ışığında, Tahran'daki iç çatışmanın küresel bir güvenlik krizine dönüşme potansiyeli, tüm dünyanın dikkatle takip ettiği bir başlıca jeopolitik risk faktörü olmaya devam etmektedir.

Bu haber hakkında sor

Yanıtlar yapay zekâ tarafından, yalnızca bu haberin içeriğinden üretilir.

Bu, yapay zekâ tarafından üretilen bir özettir. Haberin tamamı kaynağındadır.

Haberin tamamını kaynağında okujanoubia.com

Bu olay diğer kaynaklarda · 8

Turkey3RSTurkeyBosnia and HerzegovinaGRru

İlgili haberler