İçeriğe geç
Ravington
Akışa dön
Dünya

Yargıçlar Thomas ve Gorsuch'tan 'New York Times v. Sullivan' Kararına Karşı Sert Eleştiri

Fox News
WhatsApp

Amerika Birleşik Devletleri Yüksek Mahkemesi'nin muhafazakar yargıçları Clarence Thomas ve Neil Gorsuch, mahkemenin çoğunluk kararını eleştirerek ünlü avukat Alan Dershowitz'in CNN'e açtığı hakaret davasının görülmemesine yönelik karara sert tepki gösterdi. İki yargıç, Yüksek Mahkeme'nin 1964 yılında verdiği ve ABD basın özgürlüğü tarihindeki en önemli kararlardan biri olan 'New York Times Co. v. Sullivan' emsal kararını yeniden değerlendirme fırsatını kaçırdığını belirtti. Karşı oy yazan muhafazakar kanat, ABD Anayasası'nın metni, tarihi veya yapısıyla hiçbir ilgisi olmayan bu kararı yeniden gündeme alma çağrısında bulundu. Dershowitz, Trump'ın ilk azil davasında yaptığı savunmanın ESPN ve CNN tarafından kasıtlı olarak çarpıtıldığını ve montajlandığını iddia ederek itibarının zedelendiğini öne sürmüştü. Ancak Yüksek Mahkemi, davayı görüşmeyi reddederek mevcut hakaret hukuku standartlarının olduğu gibi kalmasına karar verdi.

Dershowitz, Donald Trump, O.J. Simpson ve Leona Helmsley gibi dünyaca ünlü isimleri savunmuş deneyimli bir avukat olarak öne çıkıyor. Dava dosyasında ileri sürülen iddialara göre CNN, Dershowitz'in azil savunması sırasında söylediği bazı sözlerini bağlamından kopararak tamamen zıt bir anlam çıkaracak şekilde tahrif etti. Dershowitz, haber kanalının bu kurgulama ile kendi itibarını bilerek ve kasıtlı olarak zedelediğini iddia ederek hukuki mücadele başlattı. Mahkeme sürecinde yargıçların CNN'in yalan söylediği konusunda fikir birliğine varmasına rağmen, Dershowitz davayı kaybetti. Bunun nedeni, mevcut yasa gereği bir kamuoyu önderinin hakaret davası açabilmesi için medyanın 'gerçek kötü niyet' (actual malice) içinde olduğunu kanıtlamasının şart koşulmasıydı. Dershowitz, bu standardın aşılamaz derecede zor olduğunu ve gelecekte yıllar içinde değiştirileceğine inandığını ifade etti.

Mahkeme kararına karşı oy veren Thomas ve Gorsuch, medya kuruluşlarının haber yayınları sırasında 'gerçek kötü niyet' standardına tabi tutulmasını eleştirdi. Yargıçlar, söz konusu standardın anayasal bir dayanaktan yoksun olduğunu ve tamamen 1964 tarihli Sullivan davası sonrasında yargıçlar tarafından yaratılan bir kural olduğunu vurguladı. Ayrıca, Amerika'nın kurucu babalarının aksine, kamuoyunda tanınan kişilerin hakarete uğradıklarında sıradan vatandaşlara göre daha güçlü tazminat talep etme hakları olması gerektiğini savundular. Tarihi bir argüman olarak da 1798 tarihli ve kamu görevlilerine yönelik hakaretler için çok daha düşük bir suçlama eşiği getiren Yabancı Düşmanlık ve İsyan Yasası'nı (Sedition Act) örnek gösterdiler. Thomas Jefferson'ın bu yasayı 1801'de sonlandırmasına rağmen, yargıçlar bu tarihi süreci erken Amerikan hukukunun bir parçası olarak değerlendirdi.

Yüksek Mahkeme yargıçlarının bu çıkışı, eski Başkan Donald Trump'ın medyana getirdiği 'sahte haber' (fake news) söylemi ve hakaret yasalarının gevşetilmesi çağrılarıyla doğrudan örtüşüyor. Trump, 2016 başkanlık seçimleri kampanyası sırasında, Amerikan hakaret yasalarını serbest bırakacağını ve kendi siyasi görüşlerine karşı olduğunu düşündüğü dev medya kuruluşlarına karşı dava açılmasını kolaylaştıracağını açıkça söylemişti. Özellikle CNN, New York Times ve Washington Post gibi kuruluşları hedef alan Trump, kasıtlı olarak yanlış ve zarar verici haberler yapan gazetecilere karşı milyonlarca dolarlık tazminat davaları açılabileceğini belirtmişti. CNN ile uzun süredir devam eden gerginliği ve eski Beyaz Saray muhabiri Jim Acosta ile girdiği ünlü kavgalar, medyaya yönelik bu sert tavrının bir göstergesi olarak öne çıktı.

Gelişmeler, Aüksek Mahkeme'nin gelecekte Sullivan kararını tekrar masaya yatırma ihtimalini gündeme getirse de, hukuk çevreleri böyle bir değişikliğin kısa vadede gerçekleşmesini pek olası görmüyor. Dershowitz davasının reddedilmesinin yanı sıra, Trump'ın 2020 seçimlerine ilişkin iddialarını 'Büyük Yalan' (Big Lie) olarak nitelendiren CNN'e açtığı davalar da medya ve siyaset arasındaki hukuki sınırların ne kadar çekişmeli olduğunu kanıtlıyor. Bu tür davalarda 'kötü niyet' standardının değişip değişmeyeceği, ABD'de basın özgürlüğü ile bireylerin itibarını koruma hakkı arasındaki hassas dengeyi doğrudan etkileyecektir. Muhafazakar yargıçların bu karşı oyları, First Amendment (Birinci Değişiklik) kapsamındaki tartışmaları yeniden alevlendirirken, medya kuruluşları için olası yeni hukuki risklerin kapısını aralayabilir. Gelişmelerin Amerikan basın tarihinde yeni bir dönüm noktası oluşturup oluşturmayacağı ise gelecekteki Yüksek Mahkeme kararlarına bağlı olacaktır.

Bu haber hakkında sor

Yanıtlar yapay zekâ tarafından, yalnızca bu haberin içeriğinden üretilir.

Bu, yapay zekâ tarafından üretilen bir özettir. Haberin tamamı kaynağındadır.

Haberin tamamını kaynağında okufoxnews.com

Bu olay diğer kaynaklarda · 1

Ireland

İlgili haberler