Zorbalığa Dayanamayıp Kaçan Beyzbolcu: Okuldan Tuvalete Saklanarak Firar Eden Çocuğun Hikâyesi
Japonya'da ortaokul yıllarında beyzbol takımında çalışan bir genç, takımdaki ağır fiziksel şiddet ve mobbing uygulamalarına dayanamayarak okuldan kaçma planı yapmıştır. Söz konusu şiddet, "sopayla vurma" olayıyla çok ciddi boyutlara ulaşmıştır; kalın ve ince uçlu sopalardan ince uçlu olanın kullanılması, darbenin daha çok acı vermesini sağlamıştır. Bu dayaklar sonucunda öğrencinin vücudunda ciddi şişlikler ve izler oluşmuş, hatta sıradan şekilde oturması bile imkânsız hâle gelmiştir. Çocuğun durumu ailesine anlatması da mümkün olmamıştır; çünkü ailesinin muhtemelen "bırak bu işi" diyerek onu spordan soğutacağından korkmuştur. Bu nedenle tek başına sessizce bu zorluklara göğüs germeye çalışmıştır.
Yaz tatili yaklaşırken, takımdaki yetenekli oyuncular arasında da "artık oynamayacağım" veya "antrenmana gitmeyeceğim" gibi söylemler yaygınlaşmıştır. Anlatıcı da "bu kadarına artık dayanılmaz" diyerek kendi iç hesaplaşmasını yaşamıştır; ancak beyzbola duyduğu derin sevgi nedeniyle sporu tamamen bırakmak istememiştir. Bu yüzden önce okula gitmeyi sürdürmüş, sınıf bittikten hemen sonra antrenmana gitmeden kaçarak evine dönme stratejisi geliştirmiştir. Okul koridorlarında üst sınıflardan bir öğrenciyle karşılaşma riskini göze alamadığı için çok dikkatli bir rota izlemiştir. Dersler biter bitmez sınıftan ilk çıkan kişi olmuş, merdivenlerden inerek birinci katın köşesindeki tuvalete saklanmıştır. Yaklaşık otuz-kırk dakika sonra okuldaki kalabalığın ve gürültünün dağılmasını bekleyip sessizce kapıdan çıkarak eve gitmiştir.
Bu firar girişimi yaklaşık bir hafta kadar devam etmiştir. Bunun üzerine takımın öğretmen danışmanı ve kaptanı çocuğun evine gelerek ondan geri dönmesini istemiş ve özür dileyerek başlarını eğmişlerdir. Meğerse söz konusu fiziksel şiddet olayları ve eski mezun bir antrenörün aşırı sert eğitim yöntemleri okul içinde dedikodu konusu hâline gelmişti. Okul yönetimi durumu ciddiye almış ve "bu böyle devam edemez" diyerek o antrenörün okula ve takıma girişini yasaklamıştır. Diğer oyuncular da durumdan haberdar edilmiş ve ikna edilmiştir; bunun üzerine anlatıcı da takıma geri dönmeyi kabul etmiştir. Ne var ki, bu süreçte yetenekli birçok oyuncunun takımdan ayrıldığı veya başka kulüplere geçtiği görülmüştür.
Tüm bu zorluklara rağmen anlatıcının dayanmasının temel nedeni, yanında güvenilir iki yakın arkadaşı olmasıdır. İlkokuldan beri birlikte oynayan bu üçlü, o dönemde 12 yıl aradan sonra şampiyonluğa ulaşmış bir takımın çekirdeğini oluşturmuştur. Ortaokula geçtikten sonra da bu üç arkadaştan biri vitrin olup kaptanlığa yükselmiş, diğeri kaleci olarak ona eşlik etmiş, anlatıcı ise üçüncü sıraya ve stoper mevkiine yerleşmiştir. Birlikte şehir turnuvasında şampiyon olmuşlar ve daha geniş bir bölgesel turnuvaya katılmaya hak kazanmışlardır. Yarı final ve final maçlarında alınan zorlu galibiyetler, takımın il müsabakalarına yükselmesini sağlamıştır; ancak il birinci turunda elenmişlerdir.
Bu başarıdan sonra takım, Yokohama'da düzenlenen özel bir turnuvaya davet edilmiş ve oyunlar sırasında tarihi bir gemi olan Hikawa Maru'da konaklamışlardır. İkinci maçta çok güçlü bir rakiple berabere kalmışlar ve eşitliği bozmak için o dönemde uygulanan bir kura yöntemiyle elenmişlerdir. Bu dönemde anlatıcı, henüz ortaokul üçüncü sınıf öğrencisi olmasına rağmen bir şirket takımından Scout teklifi almıştır. Ancak o, bu teklifi reddetmiş ve çocukluğundan beri hayalini kurduğu bir ticaret lisesinin beyzbol takımına gitmeyi tercih etmiştir. O yaz bittikten sonra üç kafadarın hayallerinin peşinden koşmak için sınav hazırlıklarına başlamasıyla hikâye yeni bir evreye girmiştir.
Bu haber hakkında sor
Yanıtlar yapay zekâ tarafından, yalnızca bu haberin içeriğinden üretilir.
Bu, yapay zekâ tarafından üretilen bir özettir. Haberin tamamı kaynağındadır.
Haberin tamamını kaynağında okuSankei ShimbunBu olay diğer kaynaklarda · 1
- Kenta Maeda'dan 2. Galibiyet: 9. Devrede Maçtan Alınınca 'Çok Canım Sıkıldı'Full Count (Sports)·