
İspanya'nın en yüksek yargı organı olan Yargıtay (Tribunal Supremo), ülkenin eski rejimi döneminde kadınların zorunlu olarak yerine getirdiği Sosyal Hizmet (Servicio Social) süresinin emeklilik prim gün sayısına eklenmesine ilişkin uzun süredir devam eden hukuki bir tartışmaya kesin bir nokta koydu. Mahkeme, Falange örgütü bünyesinde kadınlar tarafından yerine getirilen bu görevlerin, sosyal güvenlik sisteminde fiili ve ücretli bir çalışma kabul edilemeyeceğine hükmetti. Bu karar, söz konusu dönemde görev yapan ve yıllar sonra prim günlerini tamamlamak için bu sürenin hesaba katılmasını talep eden binlerce kadının hukuki mücadelesini olumsuz yönde etkiliyor. Yargıtay'ın bu çıkışı, geçmiş dönemlerdeki zorunlu hizmetlerin günümüz emeklilik haklarına nasıl yansıtılacağı konusundaki hukuki yorumumda önemli bir emsal teşkil ediyor. Böylece eski rejimin toplumsal cinsiyet temelli zorunluluklarının modern sosyal haklara dönüştürülmesi yönündeki çabalar büyük bir engelle karşılaşmış oldu.
Tarihsel bağlama bakıldığında, İspanyol İç Savaşı'nın ardından kurulan ve General Francisco Franco tarafından yönetilen dönemde, genç kadınların evlilik öncesi ve iş hayatına atılmadan önce belirli bir süre boyunca sosyal hizmet yapması zorunluydu. Bu süreç, o dönemdeki tek parti yapısının kadın kanadını temsil eden Falange Española'nın (İspanyol Falanjı) kadın kolu tarafından organize ediliyor ve denetleniyordu. Kadınların çoğunlukla hastanelerde, okullarda ve sosyal yardımlaşma kurumlarında ücretsiz veya sembolik ödüllerle çalıştıkları bu program, aslında rejimin geleneksel kadın rolünü pekiştirme politikalarının bir parçası olarak görülüyordu. Her ne kadar bu görevler zoraki ve ideolojik bir eğitime dayansa da, o dönemde İspanya'da faaliyet gösteren çeşitli ulusal ve uluslararası kurumlar için toplumsal bir görev yerine getirme anlamı taşıyordu. Ancak bu işlemlerin hiçbirinde katılımcılara yönelik resmi bir sosyal güvenlik primi veya maaş ödemesi yapılmaması, bugünkü en büyük hukuki sorunun temelini oluşturuyor.
İtiraz sahibi kadınlar, yıllar boyunca Yargıtay'a ve alt mahkemelere başvurarak, o dönemde fiziksel bir mesai harcadıkları ve topluma fiilen hizmet ettikleri gerekçesiyle bu sürelerin emeklilik prim ödemeleri sayılması gerektiğini savundu. Onların iddiasına göre, bu zorunlu görevi yerine getirmek, modern zamanlardaki herhangi bir toplum yararına çalışma veya resmi bir istihdam modeline birebir benziyordu ve emeklilik hesabında birebir değerlendirilmeliydi. Ayrıca, o dönemin demokratik olmayan ve baskıcı şartlarında devlet tarafından zorlanan bu mesainin, bir nevi alacak konusu sayılması gerektiğini öne sürdüler. Davacı avukatları, diğer ülke ve uluslararası hukuk sistemlerinde (örneğin askeri veya zorunlu sivil hizmetlerin prim sayılması gibi) benzer emsal kararların bulunduğunu ileri sürerek İspanyol yargısını ikna etmeye çalıştı. Buna ek olarak, ülke genelinde çok sayıda kadının benzer mağduriyet yaşadığı vurgulanarak bu sürecin bir ulusal borç ve insani sorumluluk olarak ele alınması talep edildi.
Buna karşılık, Yargıtay hâkimleri gerekçeli kararlarında, tarihsel bir zorunluluğun günümüzdeki ekonomik haklara retrospektif olarak uygulanmasının yasal bir dayanaktan yoksun olduğunu vurguladı. Mahkeme özellikle, Sosyal Hizmet programı süresince herhangi bir gerçek iş sözleşmesinin, sosyal güvenlik kurumuna kaydın veya prim ödemesinin söz konusu olmadığını öne sürerek hukuki bir bağ kurmayı reddetti. Hakimler, geçmişin politik ve ideolojik uygulamalarının günümüz geniş sosyal devlet imkanlarıyla geriye dönük olarak ayniyet sağlayacak şekilde harmanlanamayacağını, zira bunun sosyal güvenlik sisteminin bütünlüğünü ve sürdürülebilirliğini tehlikeye atacağını belirtti. Ayrıca, diğer zorunlu askeri veya dini hizmetlerin haricinde, bu tür ideolojik sivil örgütlenmelerin bireyler üzerindeki fiili iş gücü kullanımının devlet tarafından resmi bir maaş karşılığı olarak telafi edilemeyeceği gerekçesi öne sürüldü. Bu karar, İspanyol sosyal güvenlik mevzuatının işleyişi açısından hukuki sürekliliğin korunması adına atılan zorlu ama net bir adım olarak yorumlanıyor.
Bu karar, sadece davacı kadınları değil, aynı zamanda İspanya'daki geniş kesimleri ve geçmiş dönemlerin toplumsal travmalarını gündeme getiren tartışmaları da derinden etkiliyor. Davayı kaybeden kadınlar ve onları destekleyen sivil toplum kuruluşları, kararı bir hayal kırıklığı olarak değerlendirirken; Yargıtay'ın emsal niteliğindeki bu adımı yüzlerce benzer davanın reddedilmesine ve dosyaların kapatılmasına kapı aralıyor. Öte yandan, bazı hukukçular ve aktivistler, konunun İspanya'da kadınların tarihsel değersizleştirilmesiyle doğrudan bağlantılı olduğunu ve konunun Anayasa Mahkemesi veya uluslararası mahkemeler önünde yeniden_challenge edilebileceğini söylüyorlar. Toplumsal hafıza ve geçmişin muhasebesi açısından bu tür iç hukuk kararları, ülkede demokratikleşme sürecinin bitmesinden sonra dahi eski rejimin ayak izlerinin hâlâ bir çok hukuki karışıklığa sebep olduğunu kanıtlıyor. Bu emsal hüküm, İspanya'nın yakın geçmişiyle yüzleşme ve kadınların emeğinin sosyo-ekonomik karşılığının bulunması konusunda siyasi arenada da yoğun ve sert tartışmaların patlak vermesine neden olacak.
Bu haber hakkında sor
Yanıtlar yapay zekâ tarafından, yalnızca bu haberin içeriğinden üretilir.
Bu, yapay zekâ tarafından üretilen bir özettir. Haberin tamamı kaynağındadır.
Haberin tamamını kaynağında okuestrelladigital.es