İçeriğe geç
Ravington
Akışa dön
Bilim

Tokyo Üniversitesi beynin sevmediği kişiyi nasıl hatırladığını çözdü

Sankei Shimbun
WhatsApp

Tokyo Üniversitesi araştırma ekibi, beyinin belirli bir kişiyi neden sevmediğini ve bu duygunun nasıl oluştuğunu fareler üzerinde yaptığı deneylerle aydınlattı. Araştırmada, sinir hücrelerinin aktivitesini ışıkla kontrol etmeye yarayan 'optogenetik' tekniği kullanıldı. Bilim insanları bu yöntem sayesinde bir farede diğerine karşı olan olumsuz duyguları hem oluşturabildi hem de silebildi. Çalışmanın sonuçları, ABD merkezli bilimsel dergisi Science'ta yayımlanacak. Bu bulguların gelecekte depresyon ve sosyal anksiyete bozukluğu gibi ruhsal hastalıkların tedavisinde yeni kapılar açabileceği düşünülmektedir.

Ekip daha önceki çalışmalarında, hafızadan sorumlu olan hipokampüs bölgesindeki 'ventral CA1' adlı alanda bulunan sinir hücresi kümelerinin belirli kişilerle ilgili anıları depoladığını tespit etmişti. Şimdi yapılan bu yeni araştırmada ise bu hafıza hücrelerinin duyguları yöneten amigdala ile nasıl etkileşime girdiği detaylıca incelendi. İki bölge arasındaki sinirsel bağlantıların güçlenmesi durumunda, bireyin ilgili kişiye karşı yoğun bir korku ve antipati geliştirdiği gözlemlendi. Bu mekanizma, beynin sosyal anıları duygusal tepkilerle nasıl birleştirdiğini net bir biçimde ortaya koymaktadır. Keşif, sosyal hafızanın ve duygusal tepkilerin biyolojik temellerinin anlaşılmasında önemli bir adım olarak değerlendirilmektedir.

Bilim insanları, sinir hücreleri arasındaki bu bağlantıyı zayıflatarak farelerin diğer farelerden kaçınma davranışını ortadan kaldırmayı başardı. Deneylerde bağlantıyı ışıkla zayıflattıklarında, farenin daha önce kaçındığı diğer fareye karşı olan olumsuz tavrının tamamen kaybolduğu görüldü. Buna karşılık, fareye elektrik şoku vererek korku oluşturulduğu sırada ilgili hafıza hücreleri ışıkla uyarıldığında, fareler arasında yapay bir kaçınma davranışı yaratılabildi. Bu durum, beynin hoşnutsuzluk ve korku gibi karmaşık duygularının laboratuvar ortamında özelliklerine göre manipüle edilebildiğini gösterdi. Sonuçlar, duygu oluşumunun dinamik ve tersine çevrilebilir bir mekanizmaya dayandığını kanıtlar niteliktedir.

Araştırmanın elde edilen bu çığır açıcı sonuçları, sosyal yaşamda ciddi sorunlara yol açan ruhsal hastalıkların anlaşılmasına büyük katkı sağlayacak. Özellikle kişiler arası ilişkilerde aşırı korku yaşayan ve iletişim kurmaktan sürekli kaçınan bireylerin tedavi süreçleri bu mekanizma sayesinde yeniden şekillenebilir. İnsan beynindeki bu benzer ağların hedef alınması, sosyal anksiyete bozukluğu gibi durumların kökten çözümü için umut vadetmektedir. Araştırmanın klinik uygulamalara geçirilmesi durumunda, ruhsal hastalıkların tedavisinde sadece ilaçlara bağlı kalmayan nörolojik müdahaleler mümkün hale gelebilir. Uzmanlar bu yaklaşımın psikiyatri alanında devrim niteliğinde bir dönüşüm yaratabileceğine inanmaktadır.

Tokyo Üniversitesi'nden araştırmanın liderliğini yürüten Profesör Terutaka Okuyama, çalışmanın geniş hedeflerine de dikkat çekti. Okuyama, bu bulguların sosyal anksiyete bozukluğu ve depresyon gibi hastalıklar için yepyeni tedavi stratejileri geliştirmede rehberlik etmesini umduğunu ifade etti. Ekip, gelecekteki çalışmalarda bu mekanizmanın insan beyninde nasıl işlediğini ve olası yan etkilerin nasıl önlenebileceğini araştırmayı planlamaktadır. Bununla birlikte, insan deneylerine geçilmeden önce etik ve güvenlik boyutlarının da titizlikle değerlendirilmesi gerektiği vurgulanmaktadır. Uzun vadede bu yöntemlerin kişiselleştirilmiş psikiyatrik tedavilerin standart bir parçası haline gelip gelmeyeceği ise merak konusudur.

Bu haber hakkında sor

Yanıtlar yapay zekâ tarafından, yalnızca bu haberin içeriğinden üretilir.

Bu, yapay zekâ tarafından üretilen bir özettir. Haberin tamamı kaynağındadır.

Haberin tamamını kaynağında okuSankei Shimbun

İlgili haberler